Anayurt Oteli

Yusuf Atılgan, bir vesile ile Manisa civarındaki “Anavatan Oteli”nde kalır ve otelin kâtibini görünce kendine sorar “Yahu, bu adamın buradaki hayatı ne olabilir? Merdiven altında oturan bir adam. Nasıl bir adamdır bu?”. Daha sonrasında ise Anayurt Oteli’ni yazmaya koyulur. Kitabı yazarken de kitabı ile ilgili şunları der: Çok karanlık şeyler yazıyorum herkes şaşıracak. 1973’te ise; kitap ilk baskısını yapar…

Anayurt Oteli, benim Yusuf Atılgan’la tanışma kitabım oldu. 1,5 yıldır kitaplığımda duruyordu ve kitabı bitirdiğimde, bu kadar beklettiğim için üzüldüm. Çünkü, okuduğum en güzel kitaplardandı. Başladığımda Yusuf Atılgan’ın dilini biraz yadırgadım. Ancak ilerledikçe, alıştıkça gerçekten çok keyif aldım. Bana kalırsa kitabın anlatımı oldukça akıcı ve yoğundu. Bu da tabii ki bir kitabı değerlendirme konusunda önemli bir kıstas ama bence kitabı güzel kılan katmanlı oluşuydu.

Kitabımızın ana karakteri Zebercet. Kendisi Anayurt Oteli’in kâtibi ve otelde ona yardım eden “ortalıkçı kadın (Zeynep)” ve kedisi ile kalıyor. Kitaptaki olaylar, gecikmeli Ankara treniyle otele gelen bir kadın ile başlıyor ve şekilleniyor. Olaylar şekillendikçe de Zebercet’i daha yakından tanıyoruz. Örneğin; Oidipus kompleksi yaşadığını, eşcinsel yönelimleri olduğunu… Burda Zebercet’in yaşadığı Oidipus kompleksini biraz daha açmak istiyorum çünkü bu yolla başka kavramlara da değiniyor Yusuf Atılgan. Oidipus kompleksini bastırmanın yolu, kişinin kendisini baba figürüyle özdeşleştirmesidir ve Zebercet’in de yer yer bunu yaptığına tanık oluyoruz. Baba figürünün içselleştirilmesi de “süperego”ya dayanmaktadır. Süperego ise “id” ile bir çatışma halindedir. “İd” ise ilkel ve ana benilktir, temelinde cinsellik yatar. Yani kitapta sıkça okuduğumuz, Zebercet’in cinsel istekleri ve dürtüleri aslında onun “İd”idir. Zebercet’in giriş katında sergilediği normal davranışlar da onun “ego”sudur. Kısacası: Yusuf Atılgan, romanına Freud’un geliştirdiği kavramları çok ustaca bir şekilde yerleştirmiştir. Bir yanda Zebercet’in idi vardır, onun tüm cinsel dürtülerinin ve eğilimlerinin yattığı (ki romanda bunları sergilediğini de görürüz); bir yanda da baba figürüyle idini bastıran süperego. Bu ikisini de, onun egosu dengelemektedir. Bunun dışında romanda, daha doğrusu Zebercet’te, bir yabancılaşma da görebiliriz. Bu konuda, “Yabancılaşma” diyince akla ilk gelebilecek kitaplardan biri olan “Yabancı” romanının ana karakteri olan Meursault geldi aklıma ve yer yer Zebercet ile çok özdeşleştirdim onları. Hatta Oğuz Atay’ın karakterlerini de anımsatmaktaydı Zebercet.

Yusuf Atılgan’ın bu konuları işlemek için oldukça sıradan ve hatta “silik” diyebileceğimiz bir karakter seçmesi de bence çok yerinde olmuş. Bu güzel kitabı düşündükçe bile mutlu oluyorum ve Zebercet’i iyi ki tanımışım diyorum. Tabii gerçek hayatta tanımak istemezdim ama o ayrı bir konu. Biraz rahatınızı kaçırabilecek bir kitap, yine de bu kitaba ön yargılı yaklaşmanıza neden olmasın bence. Çünkü rahatımızı kaçırmayı bile çok güzel becermiş Yusuf Atılgan. Anayurt Oteli’ni okumadıysanız, benimle aynı hataya düşüp, kitabı bekletmeden hemen okumanızı öneriririm. Şimdiden iyi okumalar.

Kaan GÜRGAN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s