İD-EGO-SUPEREGO

İd-ego-superego kuramı psikanalizin kurucusu kabul edilen Sigmund Freud tarafından Viktorya döneminde ortaya atılmıştır. Sigmund Freud Avusturya’da bir nörologken hastaları, ona sık sık fiziksel temelleri olmayan şiddetli baş ağrısı şikayetleri ile başvurmuşlardır. Bu durum Freud’u psikoloji üzerine yoğunlaşmaya itmiştir ve ortaya dönemine bomba gibi düşen bir kuram ortaya çıkmıştır. Bu kuramın, günümüzde dahil psikoloji ile ilgilenmeyen insanlar tarafından da bilinmesi ve insanların Freud’u tanımasının en büyük nedeni ortaya atıldığı dönemde toplumun sahip olduğu dinsel ve ahlaksal yargılardır.

Viktorya dönemi cinselliğin bir tabu olduğu, konuşulmasının ve zevk için uygulanmasının dini otoritelerce yasaklandığı; ahlaki yargıların keskin ve sert olduğu bir dönemdir. Bu dönemde bir kadın ve erkeğin sadece bir bebek yapmak için cinsel ilişkiye girmelerine izin verilirken zevk için yapılması kilise tarafından tamamen yasaklanmıştır. Kadınların eşleri dışında biriyle cinsel ilişkiye girmeleri ve mastürbasyon yapmaları yasaktır ve bunu denetlemek için bekaret kemerleri kullanılırdı. Diğer taraftan, erkeğin hayvani iç güdüleri olduklarına inandıkları için; eşinden birkaç çocuk yaptıktan sonra olması şartı ile bir erkeğin cinsel arzularını tatmin etmek amacıyla metreslere sahip olması yasak değildi. Toplumda katı cinsellik tabularının varlığından bahsedilirken o dönem her üç kadından biri cinsel ilişki yoluyla para kazanmaktadır. Aristokratik aileler gece evlerinde seks partileri vermektedir. Bu durum aslında baskılanmaya çalışılan cinsel dürtünün baskılanamadığının en büyük örneğidir. Freud da bu dönemde toplumun iki yüzlülüğüne bir eleştiri niteliğinde, onlar gibi olmadığını haykırırcasına tüm cinsel dürtülerin normalliğini ispat etmeye çalışan The Psychopathology of Everyday Life (Günlük Yaşamın Psikopatolojisi) adlı bir yazı yayınlar.

Freud zihnin üç bölüme ayrıldığına inanır: bilinç öncesi, bilinç, bilinç dışı. Freud o an farkındalık içinde yapılan ve zihinde yer alan kısımları bilinç öncesi ve bilinç kısımlarına koyarken; bilinç dışının kişi tarafından bastırılan kısım olduğunu ve bu kısmın zaman zaman kendini olduğundan başka göstererek dışa vurulduğunu savunmuştur. Ve Freud’a göre, insanın davranışını ve kişiliğini belirleyen faktörü bilinç dışıdır. Freud bu kişilikte bilinç ve farkındalık durumunu id, ego, süperego olmak üzere üç başlığa ayırabileceğini ve bunların bir veya birden fazla düzeyde yer alabileceğini savundu.

İd: Latince ‘o’ anlamına gelmektedir. Kişiliğin en öncül ve ilkel bölümüdür. Doğuştan itibaren var olan, haz arayan, doyurulmak isteyen, tatmini zor, agresif bir bölümdür. Ahlaki kuralların dışında olan ve kalıplara sığmayan bir bölümdür. Aynı zamanda açlık, susuzluk, cinsellik gibi temek dürtülerimiz de bu bölümdedir. Fiziksel ve ruhsal zevk temelli istekler bu bölümü oluşturur. Çevresel koşullar, kurallar ve yasaklar bu bölüm için önemsizdir. İd benliği tamamen haz ilkesine göre çalışır.

İdi ailenin küçük çocuğu/bebeği olarak düşünebiliriz. Bebekler talepkâr, dürtüsel ve mantıksızdır. İstedikleri her an olsun isterler. Çevrenin diğer durumu ile çok ilgilenmezler. Bu yüzden id ile benzerlik sağlayabiliriz. Ayrıca Freud yazısında bebeklerin ağızlarına aldıkları cisimleri emme ve çiğneme yoluyla haz arayabilirler ve bu da ‘cinsel dürtü’ veya ‘haz dürtüsü’ konusundaki doğuştan gelir hipotezini destekler. Zihnin bu bölümü kısaca “eğer iyi hissettiriyorsa, yap.” cümlesiyle özetlenebilir.

Ego: ‘Ben’ anlamına gelen Latince bir sözcüktür. Kişiliğin bilinç ve farkındalık sahibi olduğu bölümdür. İdden çok daha akılcı ve mantıklı olan bu bölüm gerçeklikle başa çıkmayı sağlar. Egonun t emel görevi ve hedefi dengeyi sağlamaktır. Ego, idin talep ve arzularını yeniden gözden geçirir; akla ve ahlaki değerlere göre yeniden düzenler ve dengeli bir seçim yapar. Bu durum idin mantık dışı isteklerini göz ardı edeceği hatta bastıracağı anlamına gelir. Diğer bir taraftan ego idin isteklerinin nerde karşılanacağının da farkındadır. Açlık, susuzluk ve cinsellik gibi temel dürtülerimizin nereden hangi yollarla karşılayacağını bilir. Aynı zamanda hangi isteklerin süperego tarafından engelleneceğinin de farkında olduğu için istemcil ve uyumcul bir şekilde faaliyete geçirir. İnsanoğlunun dış dünya ile uyum içerisinde yaşamasını sağlayan zihinsel işlevler bütünüdür. Ego tamamen gerçeklik ilkesine göre çalışır.

Egoyu ailede anne faktörüne benzetebiliriz. Küçük çocuğunun/bebeğinin isteklerini makul ölçüde kabul eden, makul olmayan isteklerini de en akla uygun şekilde bebeğe veren bir anne. Örneğin küçük çocuğu/bebeği gece yatmadan hemen önce kızarmış patates yemek istemiştir ama evde hiç kızartılacak patates kalmamıştır ve saat çok geç olduğu için o saatte yağlı besinler almak sağlığa zarar verir. Anne bu durumda hemen bu istediğini engeller ve acıktıysa şu an başka bir besin almayı teklif eder ya da ertesi gün bunu yiyeceği hakkında söz verir. Zihnin bu bölümü kısaca “Eğer iyi hissettiriyorsa, yap, fakat sadece yaptığın yanına kâr kalacaksa.” cümlesiyle özetlenebilir.

Süperego: ‘Üst benlik ‘anlamına gelen Latince bir sözcüktür. Kişiliğin ahlak merkezini oluşturur. Zaman içerisinde Ego toplumsal kurallar ile evrilir ve süperegoyu oluşturur. Superego bilinçdışı ve bilinç süreçleri beraberce barındırır. Vicdan, süperegonun bilinçli kısmında yer alır. Süperego; etik ve ülküsel değerlere dikkat eden, egonun her yaptığını irdeleyen, idi kontrol etmeye ya da engellemeye çalışan, eleştiren ve yargılayan yapıdır. Tamamıyla ahlak ilkesine göre çalışır.

Süperegoyu ailedeki baba faktörü gibi düşünebiliriz. Sert ve katı ahlaki kuralları vardır ve son sözü kendisi söyler. Annenin ve çocukların davranışlarını denetler ve büyük ölçüde engeller. Bir önceki örnek üzerinden düşünecek olursak; küçük çocuğun/bebeğin o saatte kızarmış patates istemesine son derece öfkelenir ve bu isteğin gerçekleşmesini o an ya da sonrası için engeller. Ona göre kızarmış patates zararlıdır genel olarak da yenilmemesi gereken bir besindir ve geç saatte başka bir besin de alınmaz. Zihnin bu bölümünü kısaca ‘ahlak bekçisi’ olarak özetleyebiliriz.

İd zevk temeli istekleri oluştururken; ego bunları gerçeklikle tanıştırır. Süperego vicdan dediğimiz olguyu içine katarak sonuca eriştirir. Ego, idin istekleri ve süperegonun kısıtlamaları arasında bir hakem görevi görür ve mantık çerçevesinde gerçek davranışlarımıza döker. Zaman zaman id ve süperego davranış konusunda anlaşamaz ve bir kaos ortamı oluşur. O zaman da ortaya Freud’un dediği nevruz ve anksiyete çıkar. Freud gelen hastalarının şiddetli baş ağrısı şikayetlerinin de bu yüzden olduğuna inanır.

Çocukken ahlaki kurallara ve vicdana sahip değilizdir ve sürekli bir şeyleri ister ve talep ederiz. Anne ve babamız makul ölçüde bunu engeller veya yeni alternatifler sunar. Zamanla bunlar bizim bilinç altımıza işlenir ve büyüdükçe anne ve babalarımızın yönlendirmesine gerek kalmadan istenilen davranışları yapmaya başlarız. Artık anne-baba içselleştirilmiş, bütünleşmiş ve çocuğun zihninin bir parçası olmuştur. Anne ve baba zihninin içerisinde onunla gelecektir ve farkında olunmadan istenilenler yapılacaktır.

Kaynaklar:

https://www.psikonet.com/id-ego-superego_nedir-125.html

Ciccarelli, S. K. & White, J. N. (2013). Psychology: An Exploration (3rd ed.). Pearson

Deniz Seda GÜNDOĞDU

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s