KAPKARA KİTAP -1-

“Okuyucu dediğin panayıra gitmek isteyen bir çocuktur.”(BİRİNCİ KISIM, 8. BÖLÜM: Üç Silahşörler)

Kara Kitap, şahsen, edebiyatımızın en eşsiz metinlerindendir. Ayrıca, Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü almasında da payı oldukça büyüktür. Ziyadesiyle basite indirgediğimizde, otuz üç yaşındaki avukat Galip’in; kısacık bir mektup bırakarak, ansızın evi terk eden karısı Rüya’yı  ve aynı şekilde (ansızın) ortalıktan kaybolan, Rüya’nın üvey kardeşi, Celâl Salik’i arayışını anlatan, polisiye bir romandır Kara Kitap. Peki sizce Orhan Pamuk, biz okurlarını bir cinayetin peşinden götürecek kadar sıradan bir polisiye kitap mı yazmıştır? Cinayet varsa romanın neresindedir? “Polisiye”, romanın merkezinde midir? Sıradan bir panayırda mı dolaşırız? Aslında kitap tüm bu soruların uzağındadır ve sayfalara gömülü kelimelerle ele gelecek kadar basit değildir. İçine kocaman bir İstanbul alacak kadar derindir, biz okurları karanlık ve esrarlı sokaklarda dolaştırır.

Amacım, Kara Kitap’taki birçok noktayı tek tek ele almak ve bahsetmek istediğim ilk nokta: Bir polisiye roman olarak Kara Kitap. Nasıl çocuklar için panayır başlı başına merak unsuruysa, okurlar için de merak unsuru -genellikle- polisiye romandır. Kara Kitap aslında ele alınan konudan ötürü bir polisiye romandır, bunun dışında bir polisiye romana indirgenemeyecek kadar geniş bir metindir.

 Galip’in eşi rüya, ucuz polisiye romanları çok sevmektedir ve Galip’te sürekli olarak Rüya’ya alışılagelen polisiye roman kurgularının dışında yeni kurgu fikirleri sunar; ki Rüya’ya göre bunlar olamayacak kurgulardır. Oysa Kara Kitap, tam olarak Galip’in istediği gibi oldukça farklı kurgulanmış bir polisiye romandır.

Kitaptaki polisiye kurgu, Rüya’nın evi terk edişiyle başlar ama Rüya’nın Galip’e bıraktığı bu kısacık mektup biz okurlardan gizlenir. Tıpkı, Orhan Pamuk’un sonrasında yazdığı Kar romanında, ana karakter Ka’nın , Kars’ta yaşadığı olaylar boyunca yazdığı on dokuz şiir gibi. Yine de, Orhan Pamuk’un; 2013’te yayımlanan, ve bu yazıyı hazırlarken bana kılavuz olan “Kara Kitap’ın Sırları” adlı kitapta, Kara Kitabı’ı yazarken Rüya’nın mektubunu kaleme almaya çalıştığını ama Kara Kitap’ta kullanmaktan vazgeçtiği yazar. Rüya’nın metubunu Orhan Pamuk şöyle kaleme almıştır:

“Terk mektubu: Canım,

Ben kafamı dinlemek için senden ayrılıyorum.

Haberdar ederim. Merak etme. Annemleri idare

edersin. Kendine iyi bak.

Rüya”

“ ‘Hiçbir şey hayat kadar şaşırtıcı olamaz!’ dedi gururla Saim,

   bu şaşkınlık ve sessizlik ânında. ‘Yazı hariç.’ ”

(BİRİNCİ KISIM, 7. BÖLÜM: Kafdağı’nın Harfleri)

            İkinci nokta: Kimlik arayışı. Romana bu noktadan baktığımız zaman, bence, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanına benzer bir metindir Kara Kitap. Bunun nedeni ise: Galip’in; Rüya ve Celâl Salik’i ararken, bir yandan da, bir kimlik arayışında olmasıdır. Tutunamayanlar’da; Turgut Özben ve Selim Işık karakterlerini okuruz. Turgut, Selim’in “Işık”ında “Özben”liğini arar ve git gide Selim’e dönüşür. Kara Kitap’ta ise; Galip’in, Celâl’in (ve Rüya’nın) peşinden gidişini okurken, bir yandan da Galip’in Celâl’e dönüştüğünü okuruz. Celâl karateri ile ilgili bildiğimiz şeyler ise oldukça sınırlıdır. Kendisi takma adlar kullanarak köşeyazıları yazmaktadır ve Rüya’nın üvey kardeşidir. Celâl, yine de kitabın çok büyük bir kısmını oluşturur çünkü kitapta bir bölüm romanın kurgusunu, bir bölüm Celâl’in bir köşe yazısını okuruz ve bu düzen son sayfaya kadar devam eder.

            Celâl, yazılarında (gerek akrabalarına, gerek okurlarına, gerek gizli sevgililerine), kitabın kurgusunda önemli bir yer tutan, birçok göndermede bulunur. Galip’in eşi Rüya’nın evi terk etmesinde, Celâl’in “Boğazın Suları Çekildiğinde (kitabın ikinci bölümü)” adlı yazısındaki gizli bir çağrının etkili olduğu muhtemeldir örneğin. Ya da “Öpüş” adlı yazıda, her paragrafın başındaki harfleri yan yana dizdiğimizde “TEŞVİKİYECADYÜZOTUZBEŞ” çıkar karşımıza – ki bu da, kitaptaki (Galip’in, Rüya’nın ve Celâl’in bir parçası olduğu) ailenin yıllarca oturduğu apartmanın adıdır. Ayrıca Celâl, daha sonra, bu apartmandan gizlice ev tutar.

            Celâl, bu göndermelerle dolu köşeyazılarını yazarken birçok takma ad kullanmıştır. Örneğin, Selim Kaçmaz. Ve -sadece Celâl karakteriyle sınırlı olmamakla birlikte- roman boyunca daha birçok takma ad karşılar bizi. Bu takma adlar adeta birer kimlik gibidir. Mesela, Galip’in okuduğu bir kitapta F.M. Üçüncü’yü görürüz. F.M. Üçüncü, Orhan Pamuk’un yarattığı bir takma addır, ayrıca kitabın bir karakteri olarak da karşımıza çıkar. Orhan Pamuk bu takma ad ile hem bir başka önemli yazarımız Kemal Tahir’e, hem de Sultan II. Mehmet’e göndermede bulunur: F.M. İkinci, Kemal Tahir’in para kazanmak için Mickey Spillane romanları çevirirken kullandığı isimdir, ve ayrıca Sultan II. Mehmet’in de kısaltmasıdır. Orhan Pamuk ise F.M. Üçüncüyü, F.M. İkinci’nin bir devamı olarak yaratmıştır. Kitapta, bazen de başka kimliklere sahip olmak için takma adlara ihtiyaç duyulmaz; Galip, roman ilerledikçe Celâl’in  kimliğine bürünür örneğin.

(Devamı gelecek.)

Kaan GÜRGAN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s